Mersin'de Gezilecek Yerler

Kleopatra Kapısı

Bizans Dönemi'nde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için İskele Kapısı ismini takmıştır. Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır. Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 metre derinliği ise 6.18 metredir. Tarsus'un 18.'nci yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır. Mısır'ın ünül kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısı'ndan şehre geldiği söylenir. Bu nedenle Deniz Kapısı'na Kleopatra Kapısı da denir.


Kız Kalesi

Deniz Kalesi olarak da bilinen Kızkalesi, adını da verdiği mahalle sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulmuştur. Kıyıya uzaklığı yaklaşık 600 metredir. Burada bulunan bir yazıttan 1199 yılında I. Leon tarafından yaptırılmış olduğu öğrenilmiştir. 1361’de Kıbrıs Krallığı tarafından zapt edilmiştir. StrabonRoma Dönemi’nde korsanların kaleyi barınak olarak kullandıklarından bahsetmektedir. Kale Bizans ve Ermeniler tarafından karadaki kale kadar önemsenmiştir. Kalenin girişi kuzeydedir. Burada devşirme malzeme kullanılmıştır. Yine zaman zaman moloz taşların kullanıldığı yerler büyük bir olasılıkla Lusignanlar Dönemi'ne ait olmalıdır. 192 metre uzunluğundaki mazgal delikleri açılmış kale suru üzerine üçgen, dörtgen ve yuvarlak biçiminde 8 burç oturtulmuştur. Batıdaki sur boyunca uzanan iyi korunmuş bir galeri ile buradan denize açılan bir kapı bulunmaktadır.

Mersin Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan temizlik kazısı sırasında kalenin orta alanında bir yapı kompleksi ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı kompleksi içerisinde bir şapel bulunmaktadır. Yapı topluluğu ile müşterek plan veren bu şapelin, kalenin avlusunda bulunan diğer şapelden daha eski olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca tabanda mozaiklerin yanı sıra opus sectile zemin döşemesi de uygulanmıştır. Çevresindeki odalar orta mekândaki salona açılmaktadır ve kare planlı odaların zemini kuzeye doğru yükselmektedir. Taban mozaiği üzerinde yuvarlak saç örgüsü içinde beş satır yazı ve alanın batı köşesindeki revak üzerinde de başka bir yazıt bulunmaktadır. Kale avlusu içerisinde sarnıçlar ve işlikler de yer almaktadır.

Kızkalesi’nin farklı yerler için de anlatılan bir de efsanesi bulunmaktadır. “Vaktiyle bir kral varmış. Çok sevdiği tek kızının geleceğini öğrenmek için bir falcıya danışmış. Kızının yılan tarafından sokularak öleceğini öğrenince, prenses için bu kaleyi yaptırmış. Böylece onun can güvencesini sağladığını zanneden kral, bir gün kızına bir sepet üzüm göndermiş. Ne var ki sepette gizlenen yılan kızı sokarak öldürmüş.” Benzer bir anlatım İstanbul'daki Kızkulesi için de kullanılmaktadır. Çal

Çalışma Saatleri Yaz Dönemi : 09:00 – 20:00, Kış Dönemi: 08:00 – 19:00 olup Giriş Ücreti

5 TL'dir.


Kırk Kaşık Bedesteni

Her dönem hareketli bir ticari ve siyasi merkez olan ve kültürlerin kesişme noktasında bulunan Tarsus’un en önemli tarihi yapılarından biri de Kırkkaşık Bedestenidir. Ramazanoğulları Beyliğinden Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579’da yaptırılmış olan Kırkkaşık Bedesteni, ilk dönemlerde imarethane (Aşevi) ve medrese olarak kullanılmışsa da, Cumhuriyet'ten sonra kapalı çarşı olarak işlev görmüştür. Geçmişte Beyaz Çarşı olarak da bilinen Kırkkaşık Bedesteni, dikdörtgen plana sahiptir. Bedesten adını, yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden almaktadır. Kesme taştan inşa edilen binaya batı ve doğu yönündeki iki kapıdan girilebilmektedir. İçerisinde 21 oda bulunan yapı 7 kubbeden oluşmaktadır. Ayrıca, içeriden iki merdivenle çıkılan iki kule oda ve batı yönünde dış cephedeki iki oda ile birlikte oda sayısı 25’tir. Mülkiyeti, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne ait olan Kırkkaşık Bedesteni, Tarsus Belediyesi tarafından kiralanarak 2004 yılında restore ettirilmiştir. Kırkkaşık Bedesteni, 2005 yılında Tarihi Kentler Birliği “Proje Yarışma Ödülü” almıştır. Tarsus Belediyesi, 2006 yılında, turizm alanında gelişme çabası içinde olan kentin hem tanıtımında hem de sosyo-ekonomik ve kültürel alanlarda katkı sağlaması hedefi doğrultusunda bedestenin dükkanlarını işletmecilere kiralamıştır. Bedesten 7 Mart 2007’de yapılan açılış töreni ile yeniden faaliyete geçmiştir. Bedesten içerisinde yer alan dükkan ve bürolarda, başta yöresel el sanatlarına ait seramik, ahşap, bakır, gümüş, deri, dokuma turistik hediyelik ürünler olmak üzere, yöresel damak tatlarının sunulduğu yiyecek ve içecekler ile kent tarihini, toplumsal ve kültürel yaşamının anlatıldığı çeşitli yayınlar sergilenmekte ve satılmaktadır.


Mersin Marina

Türkiye’deki en büyük marina olma özelliği taşıyor olup, 2011 yılından beri faaliyet göstermektedir. Toplamda bin adet olmak üzere 500’ü kara 500’ü deniz yat bağlama kapasitesi bulunuyor. Burası Mersin halkının önemli buluşma noktalarından bir tanesidir. Marinaların şehrin görüntüsüne kattığı estetik ve güzelliğin bir diğer örneği de Mersin marina. Mersin’in ilçe merkezinde bulunan marina, sosyal ortam olarak en kalabalık yerlerden. Vakit geçirmek için sabah-akşam farketmeksizin kafe ve restoranlarına gidebilir, gününüzü değerlendirebilirsiniz.


Mersin Deniz Müzesi

2010 yılında hizmete açılan müze, Mersin’in Yenişehir ilçesinde yer almaktadır.  İçerisinde bulundurduğu koleksiyonlar sebebiyle dünyadaki müzeler üzerinde önemli bir yere sahiptir.  Türk deniz harp geçmişini tüm detaylarıyla yansıtan 500’den fazla eser ve 800 kitaplık bir kütüphanesi bulunan müzenin büyük ana salonda; gemi modelleri, sancak, arma, askeri kıyafetler ve ateşli silahlar ile yağlı boya tablolar sergileniyor.

İnteraktif salonda; küçük yaştaki çocuklara denizcilik alanı hakkında bilgi verilir, Türklerin denizcilik tarihi nesilden nesle aktarılması için çalışmalarda bulunulur. Özellikle Efsane Mahmudiye, Kahraman Hamidiye, Preveze ve Barbaros hayrettin Paşa , tarihte önemli bir yeri olan Nusret Mayın Gemisi, Gazi Alemdar ve yavuz Muharebe kruvazörü hakkında dijital olarak anlatılmaktadır. Tüm bunların yanı sıra müze içerisinde yer alan salonda, geçici olarak sergiler düzenlenirken, kültür ve sanat alanlarına destek olmak için resim ve gemi modeli atölyeleri açılmıştır. Çalışma Saatleri: 09:00-17:00 olup, giriş ücreti yetişkin için 12 TL, öğrenci için Ücretsiz'dir.


Mersin Atatürk Evi Müzesi

Atatürk ve eşi Latife Hanım 20 Ocak- 2 Şubat 1925 tarihleri arasında Mersin’i ziyaretlerinde on bir gün boyunca bu evde konuk olmuşlardır. Atatürk Caddesi üzerinde kentin odak noktasında yer alan yapı, 1897’de dönemin Almanya Konsolosu Bay Christman’ın Mersinli tüccar Mavromati’nin kızıyla evliliği nedeni ile konut olarak yaptırılmıştır. Mimarı bilinmeyen yapı Krisman (Krizman) Konağı olarak bilinmektedir. Bir süre Tahinci ailesinin mülkiyetinde kalan ev 1972’de Nebil Hayfavi tarafından alınmış ve 1976 yılına kadar Toros Koleji olarak hizmet vermiştir. 1976’dan sonra boş tutulan bu yapının adı, aynı yıl belediye encümeninin aldığı bir kararla Atatürk Evi olmuştur. 1980’de kamulaştırılarak 1982 yılında Kültür Bakanlığı’nın mülkiyetine geçmiştir. 12 Ekim 1992 tarihinde Atatürk Evi ve Müzesi olarak resmi açılışı yapılmıştır. 

Mersin Atatürk Evi ve Müzesi dıştan düzgün kesme taş ile yapılmış, iki katlı bir yapıdır. Sivil mimarinin en iyi örneklerinden biridir. Bahçesinde var olduğu bilinen hamama ait izler günümüzde yok olmuştur. Müzenin alt katı fotoğraflarla ve belgelerle Atatürk Müzesi olarak hazırlanmıştır. Burada Atatürk’ün Mersin’i ziyaretlerinde çekilen fotoğrafları, Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’nden getirilen yirmi iki adet kişisel eşyası sergilenmektedir. Bunlar arasında bornoz, gömlek, çatal, bıçak ve kaşık sayılabilir. Bazı eşyalar Tarsuslu Mehmet ve Belkız Akçora ailesi ile Taki Aleksioğlu’nun bağışıdır. Kahve içtiği fincan ise Erdal Akalın tarafından armağan edilmiştir. Etnografik değerlerin sergilendiği üst katta, ortada bulunan büyük bir salon ve bu salona açılan yedi oda bulunmaktadır. Bu odalardan ikisi yatak odası, birisi çalışma odası, dördü ise oturma odası olarak değerlendirilmiştir. Girişte çeşitli fotoğrafların sergilendiği Kuva-yi Milliye köşesi bulunmaktadır. Çalışma saatleri 08:00-17:00 olup, giriş Ücretsiz'dir.


Yapraklı Koy

Silifke’nin belki de en güzel koylarından olan Yapraklı Koy, Mersinlilerin ve turistlerin en çok tercih ettiği koylardan. Turkuaz renkli suyu ve havuz görünümüyle, her göreni kendine hayran bırakıyor. Denizin içinde bir de soğuk su kaynağı olduğundan her zaman temiz bir koyla karşılaşıyorsunuz.

Mersin ilçesinin en temiz plajlarından biri olan Yapraklı Koy, doğanın bir lütfu olup beş farklı noktadan su kaynağı bulunmaktadır. Bu sebeple bir yandan soğuk bir yandan ise sıcak suyu hissedebileceğiniz eşine az rastlanır bir yerdir.

Sadece soğuk suyu değil çevresinde var olan kayalarda meşhurdur. Bu kayalar genellikle suya dalmak için kolaylık sağlar. Denize girmek için oluşturulmuş bloklar üzerinde şezlong ve bir kumsal yer almaktadır. Koyda profesyonel olarak dalış yapabileceğiniz alanlarda mevcuttur.


Akçakıl Koyu

Ağaçların arasında sessiz sakin bir tatil için kalabalıktan uzak Boğsak Köyü’nün kıyısı Akçaçakıl, adından da anlaşılacağı üzere burası çakıllı bir koy. İlçe merkezine 12 kilometre uzaklıkta konumlanıyor olup, özellikle kamp ve karavan için ideal bir nokta olduğu söylenebilir. Silifke’de bulunan koy, çam ormanlarının bittiği yerde karşınıza çıkıyor. Pek çok işletmenin de bulunduğu koyda, mis gibi doğal havasını içinize çekerken, denizin keyfini sürebilirsiniz.


Tisan Yarımadası

Kıbrıs Barış Harekatı esnasında bir albayın helikopterle buradan geçmesiyle bulunan ada, bölgenin keşfedilmeyi bekleyen gizli cennetlerinden biri olan Tisan Yarımadası, özellikle sakinliği ve tertemiz denizin keyfini yaşamak isteyen ziyaretçiler tarafından ilgi görüyor. Yarımadanın yeşil ve maviyle karışık manzarası ise insana büyük bir keyif veriyor.


Yeşilovacık

Mersin’in Silifke ilçesinde bulunan en sakin koylardan birisi de Yeşilovacık halk plajı. Geniş ve uzun alana sahip olan plaj aynı zamanda kumluk. Koy, sakin olduğundan ve çok fazla turistik değil. Bu yüzden şezlong ve şemsiye gibi hizmetler yok. Kendi havlunuzu serip, denizin keyfini sürebilirsiniz.


Mavikent Sahili

Yemyeşil çamların içinde olan koy, Mavikent sitesinin önünde olduğu için bu ismi almış. Etrafında herhangi bir tesis bulunmadığından, kendi malzemelerinizi getirmekte fayda var.


Boğsak Koyu

Mersin’in en güzel koylarından biri olan Boğsak Koyu, aynı zamanda mavi bayraklı denize sahip. Genellikle Caretta carettaların en çok uğradığı yerlerden. Koyda şezlong, şemsiye gibi hizmetler yok ancak kamp işletmeleri mevcut. Tuvalet ve banyo ihtiyaçlarınızı da bu alanlarda giderebiliyorsunuz.


Barbaros Koyu

Silifke Anamur Karayolunda Boğsak Tünellerinden sapılarak karayoluyla ulaşabileceğiniz  ” Eğribük ” veya diğer adıyla ” Barbaros ” Koyu, en sakin yaban hayatı olan doğal bir ortamdır. Güzelliğini ve doğallığını gizli kalmasına borçlu olan Barbaros Koyu’nda herhangi bir işletme bulunmamaktadır. Gitmeden önce temkinli davranmanız gerekmektedir. Çadır kurup Mersin’de kamp yapma imkanı bulunan yerlerden biridir. Barbaros Koyu cam gibi temiz, sakin denizi, altın rengi kumları ve doğasıyla ziyaretçilerine adeta bir cenneti anımsatır.


Kızlar Hamamı Koyu

Mitolojik hikayeye göre Zeus’un kızlarının yıkandığı rivayet edilen koy, Kızlar Hamamı adını buradan alıyor. İçme suyunun denize karıştığı nokta da tam olarak burada yer alıyor. Bu yüzden her zaman buz gibi ve berrak bir su sizleri karşılıyor.


Akyar Koyu

Narlıkuyu’da bulunan koy, Kızlar Hamamı Koyu’ndan hemen bir sonraki sırada bulunan koy. Plaj olarak kumsalı bulunmuyor ancak, büyük bir alana yayılan piknik alanı mevcut.


Altınorfoz Plajı

Mersin’in en güzel plajlarından birisi de, Silifke’de bulunan Altınorfoz Plajı. Otele ait olan plaja, şemsiye ve şezlong ücreti ödeyerek girmeniz mümkün. Mavi bayraklı olan deniziyle, ailece güzel vakit geçirebilirsiniz.


Bozyazı Halk Plajı

Mersin’in Bozyazı ilçesinde bulunan plaj, Mavi bayraklı olan Mersin plajlarından biri. Sabahın erken saatlerinde gittiğinizde dingin olan deniz öğleden sonra dalgalanabiliyor. Etrafta işletmelerinde bulunduğu plajda, tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz.


Büyükeceli Plajı

Mersin’in Gülnar ilçesinde bulunan plaj, çok fazla bilinmiyor. Bu yüzden sakinlik ve kafa dinlemeyi isteyenler için biçilmiş kaftan. Deniz suyu ılık ve plajı da kumluk olan kumsal da işletme sayısı da az. Özellikle dalışı sevenlerdenseniz, bu plaj tam size göre.


Anamur Sahili

Mersin İli'nin en uzak ve önemli turizm merkezilerinden biri olan Anamur'un deniz kıyısı uzunluğu, girinti, çıkıntıları hesaba katmaz isek Bozyazı sınırından başlayarak Anıtlıya(Kaledran) kadar 60 kilometredir. Anamur'un doğu ve batı kıyılarında dağlar yer yer denize dik inmektedir. Bundan dolayı çoğu yerde deniz derindir ve plajlara rastlamak bir hayli güçtür. Melleç, Anıtlı (kaledran) yerleşim yerlerinde doğal plajlar vardır. Anamur merkezde ise Pullu Orman İçi Milli Parkından başlayan ve Anamurim’a(Anamur Burnu) kadar devam eden 17 kilometre uzunluğunda bir sahil ve plaj mevcuttur. Plajın her yerinde denize girilebilinir.


Çamlıyayla Baştepe

Külpet Dağı’nın yamaçlarında kurulan Çamlıyayla’yı Tarsus, Mersin, Konya ve Niğde illeri ile çevrelenmiştir. Çamlıyayla merkezine 13 kilometre mesafede bulunan Baştepe, eşsiz manzarasıyla görenleri büyülüyor.

Yerleşim yılı tam olarak bilinmiyor ancak ilçenin ismini aldığı Namrun Kalesi, Haçlıların gelmesiyle birlikte  Selçuklu Dönemi’nden itibaren uzun süre Kilikya Ermeni Krallığı’nın egemenliği altında kalmış. Daha sonra bu bölge Selçuklu Devleti’ne geçmiş. Barındırdığı tarihi ve doğal yapıları ve yörük yaşamının sürdürülmesi açısından zengin nadir ilçelerden bir tanesidir. Dağları, kanyonları,  mağaraları, gölleri, nehirleri ve ormanları yönüyle çeşitlilik sunmaktadır.

Barındırdığı tarihi ve doğal yapıları ve yörük yaşamının sürdürülmesi açısından zengin nadir ilçelerden bir tanesidir. Dağları, kanyonları,  mağaraları, gölleri, nehirleri ve ormanları yönüyle çeşitlilik sunmaktadır. Rakımı 2230 metre olan Baştepe, dağ araçlarıyla etkinliklerin en çok yapıldığı noktalardan.


Gelincik Tepesi

Toros Dağları’nın yamacında yer alan Gelincik Tepesi, muhteşem deniz manzarasına sahip bu mekanda yamaç paraşütü yapmayı sevenlerin en gözde noktası. Ülkenin çeşitli noktalarından gelen spor severler, Mersin’in en güzel seyir noktalarından biri olan Gelincik Tepesi’nden kendilerini gökyüzüne bırakıveriyorlar.

Arazi yapısının uygunluğu açısından iniş yapmak hayli kolay. İklim koşullarının elverişli olması sebebiyle dört mevsim boyunca uçuş yapılabilmektedir. Bu şahane deneyimi yaşayan çılgın doğa sevenlerin oldukça bunun keyfini sonuna kadar çıkardıklarını söyleyebiliriz.


Atatürk Parkı

Mersin merkezde liman boyunca uzanan parktır. Mersin limanı yapılmadan önce Akdeniz kıyısı kent ile bitişikti. Ancak 1950 li yıllarda liman yapılırken, deniz dibinin taranması sonucunda ortaya çıkan malzeme kentin güneyine serilmiş ve bu suretle Atatürk Parkı oluşturulmuştu. Bir dönem park Mersin'in kültür ve eğlence mekanı olarak kullanılmış, festivaller parkta yapılmış ve bir dönem parka giriş için bilet alma zorunluluğu getirilmişti. Ancak daha sonra belediye parka girişi serbest bırakmıştı. Ne var ki, kent yerleşim yerlerinin batıya kayması ve 2011 yılında 5 kilometre kadar batıda daha modern kültür ve eğlence yerlerinin bulunduğu Mersin Marina'nın faaliyete geçmesi sonunda park eski cazibesini kaybetmiştir.


100. Yıl Gümüş Kum Tabiat Parkı

 23 Hektarlık alan büyüklüğüne sahip doğal kumsalı olan bu sahada; sıcak yaz günlerinde, kızılçam ve okaliptus ağaçları serin bir mikroklima ortamı yaratarak piknik yapma fırsatı vermektedir. Ayrıca bu sahadaki kumsalın bir bölümünde Caretta Caretta kaplumbağaları yumurtlama yapmakta olup, alan içerisinde Mersin Deniz Kaplumbağası Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi bulunmaktadır.


Çoçakdere Milli Parkı

Mersin’in Çamlıyayla ilçesinde bulunan Çocakdere Milli Parkı, özellikle doğa yürüyüşçülerinin ve kamp severlerin en sevdiği bölgelerden. Filmlerden fırlamış yemyeşil görüntüsüyle, insanın başını döndürecek oksijeniyle, doğaya dönüş yaşayabilirsiniz. Kamp yapmayı düşünürseniz, milli parkın yaban hayatı olduğunu da unutmayın.


Yerköprü Şelalesi

Türkiye’de koruma altına alınan 8 tabiat harikasından birisi. Mut ilçesinde bulunan şelale, şehir merkezine 35 km uzaklıkta bulunuyor. Mersin’in tabiat anıtı olarak belirlenen Yerköprü Şelalesi, doğa ile iç içe bir ortam sunuyor. Göksu Nehri’ne dökülen Ermenek Çayı’nın yıllar boyunca toprakta oluşturduğu aşınma sonucu  Yerköprü Şelalesi meydana gelmiştir.

Turkuaz rengi ile hoş bir görüntü elde eden göl, 300 metre uzunluğunda ve 15 metre derinliğe sahiptir. Çevresindeki bulunan ağaçlardan yansıyan kuş sesleri ve suyun akış sesi ile meydana gelen bir tını sizi alıp sürükleyecek cinsten. Üstelik şelalenin tam karşısında ve üstünde yer alan seyir teraslarından bu şahane görüntünün tadını çıkartma şansına sahipsiniz.


Sunturas Şelalesi

Asıl ismi Santa Iras olan Sunturas Şelalesi, Hz. İsa’nın havarilerinden  Tarsuslu Saint Paul’un yetiştirdiği St. Tarasis’den bu ismi almıştır. Gözne yolu üzerinde bulunan şelaleye kolayca ulaşabilirsiniz. Mersin’in sıcak yaz günlerinde, buz gibi havasıyla sanki Karadenizdeymişsiniz hissine kapılacağınız şelalede bir de alabalık restoranı bulunuyor. Taze taze tesisten çıkarılan güveç balıklardan yiyebilir, şelaleyi izleyerek yorgunluğunuzu atabilirsiniz.


Tarsus Şelalesi

Taşıdığı alüvyonlarla Çukurova deltasının ortaya çıkışında önemli rol oynayan Berdan Irmağı, Orta Toroslar'ın güneydoğu yamaçlarından (Bolkar Dağları) doğan derelerden meydana gelmektedir. Seyhan ve Ceyhan ırmaklarının aksine Çukurova'da kısa bir yol kat ederek Akdeniz'e dökülür. Toplam uzunluğu 142 km'yi bulan ırmağı oluşturan derelerin en önemlileri ise, Can, Pamuklu ve Kusun dereleridir. Akdeniz'e dökülmeden önce Tarsus ovasında geniş yaylar çizen Berdan, (antik Kydnos) aynı zamanda Tarsus'un kurulmasında önemli tercih sebebidir.Soğuk su anlamına gelen Berdan, aynı zamanda kentin 4 km kuzeyinde doğal bir güzelliği de barındırmaktadır. Bizans imparatoru Justinyen (M.S. 527-565) tarafından yatağı değiştirilirken, aslında Roma dönemi sonlarına dek kullanılmış nekropol alanında geniş ve yüksek bir çağlayana dönüşmüştür. Kenti su taşkınlarından korumak için yapılan bu çalışma sonunda bugün yaklaşık 15 m yükseklikteki konglomera kayalıklardan dökülen su, özellikle kış ve bahar aylarında karların erimesiyle en yoğun debisine ulaşmaktadır. Bugün aynı noktada yer alan nekropoldeki basamaklı ya da rampalı (dromos) oda mezarlar, oyuldukları konglomera kayaların zayıf oluşuyla güçlü akıntılara karşı koyamayarak büyük ölçüde tahrip olmuştur.Günümüzde Şelale ve çevresi, Tarsusluların özellikle sıcak yaz günlerinde ilgi gösterdikleri yerlerin başında gelmektedir. Bahar aylarında yükselen debisiyle (138 m3/sn) genişleyen göleti ve çağlayanı, güneşin batışıyla birlikte muhteşem bir görüntü oluşturur. Bu özelliğinden dolayı da Araplar Kydnos'a soğuk su anlamına gelen, "El-Baradan" ismini vermiştir. Bu isim günümüze Berdan olarak gelmiştir. Aynı zamanda şifa olarak da bilinen suyun bazılarının başına istenmeyen işler açtığı bir gerçektir. Bir ihtimali aktararak tarihi kaynaklar, Büyük İskender'in Kydnos'da yıkandıktan sonra zatürree olduğunu ve bir daha da iyileşemeyerek kısa bir süre sonra Suriye'de öldüğüne değinir. Halife Memun'da yine aynı akıbet sonucu Tarsus'ta ölmüş ve Tarsus'a gömülmüştür.Şelale manzarası eşliğinde çevredeki lokantalarda güzel bir ziyafet çekebilirsiniz.


Ilısu Şelalesi

İsmini aldığı Ilısu Köyü’nde yer alan şelale, ilkbahar döneminde oldukça şehvetli akan şelale 70 metrelik bir yükseklikten akmaktadır. Yaz aylarında kendinizi buraya atın ve soğuk suyun tadını çıkartın. Ayrıca sahip olduğu muhteşem manzarası ile doğa fotoğrafları çekebilirsiniz. Sessizliğin verdiği huzurla yalnızca şarıldayan şelalenin sesi size huzurlu bir an yaşatacak.


Anamur Çayı

Anamur ilçesinde bulunan akarsu. Toros Dağları'ndan yeraltı akarsuyu olarak doğar, 35 km sonra Anamur merkezden Akdeniz'e dökülür. Toroslar üzerindeki Yellice, Çatalyatak ve Kızcağız Tepelerinden kaynağını alır. Sugözü Köyü'nde yeraltından güçlü karstik kaynaklar olarak çıkarlar. Gökçedere, Masat Deresi ve Kaş Deresi'ni alarak daha da büyür.

Yağışlar akarsuyun debisinde önemlidir, düzensiz rejime sahiptir. Kışın yağışlarla debi artar, ilkbaharda karların erimesiyle maksimuma çıkar. Yaz sıcaklık ve kuraklığa bağlı olarak debi nimumum seviyeye iner. Tarımsal sulamada çayın suları önemlidir, bu amaçla barajlar inşa edilmiştir. Anamur Çayı, sarp yukarı havzasından taşıdığı alüvyonları biriktirmesiyle 30 km²'lik Anamur Ovası'nı oluşturmuştur. Eğim kırıklığının olduğu alanlarda, bazı yan kolları üzerinde 25–75 m arası şelaleler oluşur. Ovada yıllık ortalama sıcaklık 19,13 °C, yağış alçaklarda 923 mm, yükseklerde 1500 mm'dir. Kaynağı ile ağzı arasında 2000 m yükselti farkı hidroelektrik potansiyelini artırmaktadır. 313,2 km²'lik havzaya sahip akarsuyun yıllık ortalama debisi 24,43 m³/sn'dir. En fazla akım 460 m³/sn, en düşük akım 2,4 m³/sn ölçülmüştür.

Anamur Çayı, nehir kayağı ve kano sporlarına uygundur. Kılıç Deresi'ni aldığı yerden, Alaköprü'ye kadar 10 km'lik alanda su sporları yapılabilir. Zorluk derecesi genelde 1-2 iken, bazı bölümlerde ve debinin arttığı zamanlarda 3 olabilmektedir.

KKTC Su Temin Projesi Anamur Çayı'nın suyunu Kıbrıs adasına taşımaktadır. Çay suları başka bir ülkeye gönderilen önemli akarsu konumundadır. Anamur Çayı üzerine yapılan Alaköprü Barajı'nda biriktirilen sular 23 km uzunluğunda boru hattıyla deniz kenarına indirilmektedir. Deniz içinde 80 km askıda borularla Kıbrıs'a gönderilen su buradaki Geçitköy Barajı'nda biriktirilmektedir. Buradan içme ve sulama suyu olarak KKTC'ye dağıtılmaktadır. Anamur Çayı'ndan yılda 75 milyon m³ su Kıbrıs'a gönderilecektir.


Limonlu Çayı

Toroslardan kaynağını alan, Mersin ili sınırlarında bulunan çay. Karaaydin yöresinde Yüğlük Dağından kaynağını alır, Aksıfat Deresi ile birleşir Limonlu'da Akdenizi dökülür. Halk arasındaki adı Lamas Çayı'dır. Akarsu 1500 km² büyüklüğündeki karstik alanın sularını toplar, uzunluğu 130 km'dir. Evdirek, Susma ve Akçay önemli kollarıdır. Kar erimelerinin yanında karstik kaynaklarda akarsuyu besler.Akarsu üzerinde Roma dönemine ait üç su iletim sistemi tespit edilmiştir. Çay Limonlu beldesi yakınlarında antik Lamas kenti yanından geçer. Çayda; Dere kayası, Siraz balığı, Karabalık, Çöpcü balığı ve Bıyıklı balık türlerinin yaşadığı tespit edilmiştir. Limonlu Çayı üzerinde, Mersin Ili, Erdemli Ilçesi, Yeniyurt Köyü sınırlarında nehir tipi üretim yapacak olan Lamas III-IV HES kurulmuştur. 36 MW kurulu güce sahip santralde, yıllık 98,98 GWh elektrik üretilir.


Eshab-ı Kehf Mağarası

Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresi'nde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir. Eshab-ı Kehf Mağarası'na ait bir efsane halk arasında anlatılır.

Efsaneye göre; mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılırlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman verir. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçarlar ve bu mağaraya sığınırlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilir. İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu sorar ve kendisini oraya götürmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey göremezler. Bu nedenle burası Yedi Uyurlar Mağarası diye anılır."

Halk arasında Ziyaret Dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topografik görünümü itibariyle doğal bir özellik arz eder. Mağara 300 metrekare büyüklüğünde 10 metre yüksekliğindedir. Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf Mağarası'nın yanına Osmanlı Padişahı Abdulaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.


Cennet-Cehennem Obrukları

Silifke - Narlıkuyu yakınlarında bulunan, doğal yollarla oluşmuş, tarihi ve turistik ilgi çeken, çok derin mağaralardır. Cennet Çöküğü ve Cehennem Çukuru olarak adlandırılmaktadır. Cennet çöküğü ve Cehennem çukuru arasında 80 metre mesafe vardır. Kültür ve Turizm Bakanlığınca müze kapsamında olup ziyaretçilere açıktır.

Bir yeraltı deresinin yolaçtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m. ve 110 m. olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m. uzunluğunda ve en derin noktası 135 m. olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır.

Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithafen yaptırılmış olduğu yazılmaktadır. Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur. Akdeniz Bölgesinde, Mersin-Silifke yolu üzerinde bulunan Narlıkuyu beldesi yakınlarında iki önemli karstik çukur bulunmaktadır. Obruk olarak adlandırılan bu çökme yapılar kireçtaşından oluşan plato içerisinde gelişmişlerdir. Cennet ve cehennem obrukları keskin köşeli derin çukurluklardır. Bu iki büyük çukur yeraltı mağara sisteminin üst kısmının çökelmesiyle oluşmuş iki bacaya karşılık gelmektedir. Obruğun taban kesimlerine doğru, tavanın çökmesi sırasında yukarıdan düşmüş olan büyük bloklara ve kütlelere rastlanmaktadır.

Yaklaşık 110 m derinliğine sahip olan cehennem çukuru, Cennet Obruğu’nun oluşumuna yol açan bir karstik yeraltı akarsuyunun, yine açmış olduğu bir yeraltı mağara sistemi tavanını aşındırıp, çökmesi süreci sonucunda oluşmuştur. Obruğun tabanından, batıdaki Cennet Obruğu’nun altına yönelen bir yeraltı akarsuyu geçmektedir. Cehennem çukuru kenarları iç bükey olduğu için ve Cennet çöküğüne göre daha dar ve dik olmasından dolayı tabanına inmek mümkün değildir, özel dağcı ipi veya esnek merdivenle inilip çıkılabilir. Cehennem çukurunun yaklaşık 200 m güneybatısında yer alan cennet obruğu, yaklaşık 135 m derinliğindedir. Bu da bir çöküntü obruğu olup, Miyosen döneminde oluşmuş sığ denizel kireçtaşı katmanları içinde karstik süreçler sonucunda oluşmuştur (Cehennem Obruğu da böyledir). Obruğun kuzey yamacı, oldukça diktir. Obruk,kapalı bir karstik mağara sistemi içinde bulunan bir galerinin tavanının çökmesi ile gelişmiştir. Bir yer altı akarsuyu da diyebileceğimiz bu sistem günümüzde faaliyetine devam etmekte ve akarsu yolu üzerinde oluşmuş Cehennem çukurunun’nun taban yüzeyi altından geçmektedir. Narlıkuyu arazisinin derinliklerinden, karstik kaynaklar şeklinde Akdeniz’e karışmaktadır.Obruk tabanına inen merdivenli yolun bitimine yakın bir yerde, Hellenistik dönemden kalma bir Zeus Tapınağı vardır. Merdivenli yolun da bu dönemden kaldığı sanılmaktadır. Rahatlıkla obruğun tabanına kadar inilir. Bu yüzeyin zeminle kontakt yerinde, yeraltından geçen akarsuyun sesleri,kolaylıkla duyulabilmektedir.


Astım Mağarası

Mersin’in Anamur ilçesinde bulunan mağara, Köşebükü Mağarası adıyla da biliniyor. 20 bin yıllık tarihi olduğu düşünülen mağaranın, Frenkliler döneminde keşfedildiğine dair rivayet de var. Narlıkuyu Kasabası’nda yer alan Astım Mağarası, bölgenin coğrafi özelliklerini oldukça iyi yansıtan bir nokta olmakla birlikte doğanın oluşturduğu muhteşem yerler arasında kendini gösteriyor. Derinliği 15 metre olan mağara, üçüncü jeolojik döneme dayanmaktadır. Adından da anlaşıldığı üzere astım hastalarına iyi geldiği bilinmektedir. Mağarada birbirine bağlı olarak 200 metre büyüklüğünde galeriler; silis minerallerinin birikmesiyle oluşan birbirinden farklı şekillere sahip büyük sarkıt ve dikitlere ev sahipliği yapmaktadır. Çevresinde yetişen çalı ve ağaçlara dilek için bez parçaları bağlanması üzerine yerel halk arasında Dilek Mağarası adıyla da anılmaktadır.


Gilindire (Aynalıgöl) Mağarası

Mağaranın keşfedilme hikayesi; 1999 yılında bir çobanın küçük bir kirpiyi takip etmesi üzerine Akdeniz kıyısında Gilindire’yi bulmasıyla başlar. Karşılaştığı manzara karşısında büyülenen adam Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile iletişime geçmesi üzerine mağara tabiat parkı ilan ederek koruma altına alınmıştır.

Yapılan araştırmalar sonucu dördüncü zaman başında yaşanan iklim değişikliği ile buzul sonrası döneme geçiş sırasında oluşmuş olduğu anlaşılmış ve derinlere doğru sular altında olduğu saptanmıştır. Sular altında kalan sarkıt ve dikitler bu sebepten dolayı günümüze kadar ulaşabilmiş.

Diğer adı ile Aynalıgöl anılan mağara ismini; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından yapılan araştırmalar sonucu  yarısı tatlı yarısı tuzlu olan olduğu ortaya çıkan gölün adeta bir ayna gibi yansıma üzerine almıştır.

Mağaraya hem denizden hemde karadan girmek mümkündür. Diğer bir özelliği ise Türkiye’deki Kambriyen kireç taşından oluşmasıdır. İçerisinde barındırığı doğal güzelliğin yanı sıra yaşanan iklim değişkenliği üzerine bilime önemli katkıda bulunmaktadır. Aydıncık’a 10 km uzaklıktaki Gemi Durağı yakınlarında bulunan mağara, deniz kenarından girdiğiniz köprüsüyle de dikkat çekiyor. Daha mağaraya girmeden manzarasına hayran kaldığınız yer, mağaraya girince sizi daha çok etkileyecek.


Aksıfat Kanyonu

Mersin’in Erdemli ilçesinde bulunan kanyon, aslında Toroslar’dan başlayarak 110 km uzunluğunda bir dere. Doğa severlerin uğrak yerlerinden birisi haline gelen kanyon, aynı zamanda ilçenin içme suyu ihtiyacını da karşılıyor. Derenin buz gibi sularında serinledikten sonra, kanyonda yapacağınız doğa yürüyüşüyle, unutulmaz vakitler geçirebilirsiniz.


Gezende Kanyonu

Mut ilçesinde bulunan kanyona, Gezende Barajı’ndan aşağıya inerek ulaşabilirsiniz. Yer köprü şelalesine kadar devam eden kanyon, sessiz ve sakin bir tabiat harikası. Sarp kayalıkların bulunduğu kanyonda, hazırlıklı gelirseniz doğa yürüyüşü yapabilir ve kanyonu keşfedebilirsiniz.


Göksu Kanyonu

Geyik Dağları’ndan gelen su kaynağındna beslenen kanyon, diğer yönlerden gelen çaylar ile Silifke üzerindeki Göksu Deltasında birleşerek Akdeniz’e akar.  Mersin’in rafting ve kano sporlarını sevenler için en çok uğranılan yerlerden olan Göksu Kanyonu, uzunca bir vadide, dağların arasından süzülüp gidiyor. Bazı noktalarda akım hızının yüksek olduğu nehrin yüksekliği zaman zaman 100 metreyi bulabiliyor.


Lamos Kanyon

Mersin’in Erdemli ilçesinin içinde bulunan Limonlu beldesindeki en güzel noktalardan birisi de, Lamos Kanyonu. Fethiye, Saklıkent Kanyonu’nu andıran kanyon, Mersin ilçe merkezine 45 km uzaklıkta bulunuyor. Kanyon’un içinde akan çayın adı ise Limonlu Çayı. Lamos Kanyonu’na gittiğinizde, piknik yapabilir, çayda yüzebilir, ya da dağ tırmanışı yapabilirsiniz.


Kisecik Kanyonu

Tarsus’tan yaklaşık 52 km uzaklıkta bulunan kanyon, Saklı cennet adıyla da anılıyor. Suyunun soğukluğuyla ünlü olan kanyonda, dilerseniz kişi başı 20₺ gibi bir ücret vererek sallar ile gezebilirsiniz.


Kayacı Vadisi

Mersin’in Erdemli ilçesinde bulunan Kayacı Vadisi, şehir merkezine 45 kilometre uzaklıkta konumlanmaktadır. Vadinin içerisinden akan 130 kilometre uzunluğundaki Limonlu Çayı ile güzelliğine güzellik katan bu doğa harikası her yıl binlerce turisti kendine hayran bırakıyor.

Öyle ki Romalılar çay sayesinde Kız Kalesi üzerinde 450 sene boyunca hakimiyet kurmuşlardır. Çoğunluklu olarak yürüyüş yapılan alanlar, piknik yapılabilinmesi içinde uygun hale getirilmiştir. Vadinin içindeki 150-200 metrelik dik kayalıklar ile bir bütün oluşturan yaban laleleri oldukça güzel bir görünüm yaratmakta. Çok çeşitli aktiviteler sizi bekliyor!  Balık tutabilir, piknik yapabilir ve kamp kurabilirsiniz. Doğayla iç içe olmayı seviyorsanız burası tam size göre bir yer diyebilirim. İnişli çıkışlı yürüyüş yollarında farklı hayvan türlerine de rastlamanız mümkün

3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör